|
Sinan Öztürk
Radikal 2
10 Ekim 2005
TAKIMSIZ KALMAK
Sene 1994'tü, ben 14 yaşındaydım ve
Göztepe henüz süperleştirilmemiş Türkiye liglerinin ikincisinde
mücadele ediyordu. O zamana kadar İstanbul takımlarına meyletmiş biz
İzmirli çocuklar ikinci ligde yer alan ve bir üst lige çıkma
konusunda hiçbir iddiası olmayan bu mütevazı takımın 'artık'
taraftarı olabilmenin haklı gururu içerisindeydik. Görmediğimiz, hiç
bilmediğimiz Bizans takımlarından birini değil, kendi mahallemizin
takımını tutuyor olmak başlı başına gurur vericiydi. Ki bu takım
zamanında Athletico Madrid'i eleyerek Fuar Şehirleri Kupası'nda (çok
klişe olacak ama, bugünkü adıyla UEFA) yarı finale çıkmış ve elde
edilmiş olan o başarı ancak 2000 yılında Galatasaray tarafından
geçilebilmişti. Kimsenin hak etmeden efsane ilan edildiği yalan
efsaneler diyarı Türkiye'de efsane mertebesine yaklaşabilmiş bir
takım vardı elimizde, bizi her hafta Alsancak Stadı'nda selamlayan.
Kendi yağıyla kavrulan, bazen kavrulamayan, ikinci ligden yükselmesi
pek mümkün olmayan, küçük, öyle ya da böyle bizimdi Göztepe ve
kesinlikle bizim kalacaktı!
Ama işler sanıldığı gibi gitmedi. 90'lı yılların sonunda ekonomik
büyümesini çeşitli alanlarda değerlendirmek isteyen İzmirli bir
medya patronu, sahne alacağı bir diğer alan olarak futbolu
seçtiğinde eğlencesi de ne yazık ki Göztepe olacaktı. O dönemde de
başarıya aç olan Göztepe camiası, bu girişimi geneli bulmayıp cılız
kalan bir muhalefetle karşıladığından Göztepe sahipliği el
değiştirecek, adının sonuna gelen A.Ş. takısı, zaman içerisinde asıl
sahibi bizler olan Göztepe'nin bizlerden kopacağının ve yakın bir
gelecekte yok olup gideceğinin habercisi olacaktı. Gerçi hakkını
teslim etmek lazım, o dönem pankartları bile yapılmış olan birinci
lige çıkmanın hayal olduğunu ima eden birtakım sloganlar bir
süreliğine tarih olacak ve belki de ömrümüzün yetmeyeceği bir olay
olarak düşündüğümüz Göztepe'nin birinci ligde mücadele edişine,
İstanbul'da 3-2'lik Fenerbahçe galibiyetiyle, en güzeli de gurbette
tıfıl bir üniversite öğrencisi olarak gözyaşları içerisinde tanık
olabilecektik. Ama ne yazık ki Göztepe'de cefalar, sefaları
sollayacağından bu rüya çabuk bitecekti.
3 yılda 1. ligden 3. lige
Ekonomik krizle birlikte alaşağı olan medya patronu batan gemisinde
Göztepe'yi de beraberinde götürmeyi unutmadı. Son çırpınışlarında
federasyon havuzundan Göztepe'ye gelen paralarla medya grubunun
biriken maaşlarının bir kısmını ödeyerek Göztepe'nin idam fermanını
imzaladı. Ulusal medya pek ilgilenmese de ve bizleri her şeye rağmen
hayrete düşürse de ilgilenenler sanırım biliyorlar. Göztepe şu anda
miktarı tam olarak bilinmeyen bir borçla birlikte süperleştirilmiş
Türkiye liglerinde 3. ligde mücadele ediyor. Bunu başarması da çok
uzun sürmedi. Dikkatinizden kaçmıştır diye söylüyorum, Göztepe'nin
şu anki yönetimi üç yılda bu takımı birinci ligden 3. lige düşürmeyi
başardı. Ve şu anda Göztepe tamamen sahipsiz durumda. Geçtiğimiz
haftalarda ulusal medyamıza da konu olan futbolcuların taraftarla
birlikte yönetimi istifaya davet etmesi şükür ki ses getirdi. 19.5
yaş ortalamasına sahip bir takımın maskarası olamayacağına inanan bu
takımın gerçek yaratıcı direktörü Başkan İskender Tuğsuz, kulüp
binasının altına giderayak çorbacı açarak faydalarına bir unutulmazı
daha ekledi.
Sene 2005, 25 yaşındayım ve benim tuttuğum takım şu anda da geçmiş
üç yılda olduğu gibi içerisinde bulunduğu ligden bir mucize olmazsa
düşecek. Efsane olmaya çok yaklaşmış bir takım ve onun zamanında
ortalama seyirci rekoru kırmış olan taraftarı (1999-2000 sezonu)
tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alacak. Bu sonuç sizi ne kadar
ilgilendirir bilemem ancak gerçek futbolseverlerden son ricam şu:
Futbola gönül vermiş olan herkes bir an için de olsa takımsız
kaldığını düşünsün. Haftasonları ne yapacaklarını, hangi takımı
tutuyorsun sorusunun en nefret ettikleri soru haline geleceğini,
hayatın adrenalinin aşağılara çekileceğini, yani kısacası futbolsuz
bir hayatı... Bu pazar günü birazcık da olsa düşünün, çünkü
Göztepe'den alınacak o kadar çok ders var ki. "Alayına isyan ölümüne
Göztepe"...
|